İlham gönderisine geri dön
Cam Ocağı: Merakın Bir Mekâna Dönüştüğü Yer
SeyyahO × HAMM
Beykoz’un yeşiline karıştığımızda
Gökyüzü griydi. Cam Ocağı’nın içinde ise çocukken renkli bir camın ardından dünyaya baktığımız günlerden kalma bir ışık vardı.
Tuğla duvarların, çelik köprülerin, bahçeye açılan kapıların arasında ağır ağır dolaştık. Önce bir pencerenin, sonra bir tezgâhın önünde durduk. Suya düşen yansımalara takıldık… Gözümüz çizgilerde gezinirken aklımız ellere gitti. Burada çalışmış, denemiş, bozmuş, yeniden başlamış ellere.
Mimaride Bauhaus’u hatırlatan bir his var. Mekânın yalınlığında, malzemelerin kendini saklamayışında, üretimle gündelik hayatın yan yana duruşunda… Mavi sandalyeler, yeşil masalar, açıkta uzanan borular. Biraz eskimiş, biraz yorulmuş; yine de işinin başında duran şeyler. Yemek masasıyla üretim tezgâhının yakınlığını sevdik. Emeğin, sohbetin ve hayatın aynı avluya sığmasını.
Camın hâli de düşündürüyor insanı.
Ateşten geçip böylesine narin kalabilmek…
Işığı tutmadan, içinden geçmesine izin vermek…
Ahşap zanaatında bizi kendine çeken pek çok şeyin cam sanatında da karşılığı var. Malzemenin huyunu anlamak, elin söylediğine kulak vermek, ne zaman dokunup ne zaman bekleyeceğini bilmek… Bir ustanın yıllar içinde öğrendiğini, bir başkasının merakına emanet etmesi. Ahşaba biçim veren ellerde tanıdığımız sabrı ve özeni, burada camın başında bulduk.
Bu tanıdıklık, HAMM’ı kurarken inandığımız düşünceyi yeniden hatırlattı: Tasarlamak, üretmek ve üretileni insanlara ulaştırarak fayda yaratmak. Bir fikrin ustanın elinden geçip bir evde yerini bulması. Bir masanın etrafında hayatın toplanması, bir sandalyenin yıllarca aynı pencerenin önünde yaşaması… Emeğin gündelik hayata karışması. Bizim için tasarımın anlamı, onunla yaşamaya başlayan insanlarla çoğalıyor.
Buranın hikâyesinde bir çocuğun merakı var.
Buranın hikâyesinde de bir çocuğun merakı var. Bir atölyede gördüğünü yıllarca içinde taşıyan, sonra başkalarının da gelip görebileceği bir yer kuran bir insan… Çocukken neye uzun uzun baktığımızı hatırlamalı belki. Henüz bir işe yaraması gerekmeyen, yalnızca bizi hayrete düşüren şeyleri. Bir malzemenin biçim değiştirmesini. Ustanın elindeki hareketi. Ortaya çıkacak şeyi beklemenin heyecanını.
Bahçede yürürken aklımızda hep bu vardı: bir insanın merakı, yıllar sonra hiç tanımadığı insanların buluştuğu bir avluya dönüşebiliyor. İçine ağaçlar, masalar, tezgâhlar yerleşiyor. Kapısından çocuklar giriyor. Öğrenilen bir hareket başka bir ele, düşünülen bir biçim başka bir hayata geçiyor.
Cam Ocağı’ndan ayrılırken içimizdeki çocuğa biraz daha yakındık. Nasıl yapıldığını görmek için ustanın eline yaklaşan, soracak bir şeyi daha olan o çocuğa.
HAMM’da her yeni tasarımın başında o meraka hâlâ yer açıyoruz.